Hayatta her şeyin bir bedeli vardır, biliyorsunuz. Bu bedel bazen maddi, bazen ise birtakım fedakarlıklarla ölçülür. Başarı, sağlık veya zenginlik, ilk akla gelenlerdir. Peki ya özgürlüğün bedeli? 21. yüzyılda geçmişi yaşamak zorunda kalan Küba, bu bedeli en ağır şartlarda ödeyen ülkelerden biri. Kuzey ve Güney Amerika kıtalarının ortasında yer alan, dünyanın on üçüncü, Karayipler’in ise en büyük adası olan Küba, Meksika Körfezi’nin girişinde tüm yalnızlığı ve farklı renkleriyle sizleri bekliyor. Havana’da gezilecek yerleri keşfederek bu ülkeyi yakından tanımaya başlayalım!
Havana Hakkında Notlar

Küba’nın başkenti Havana, İstanbul’dan yaklaşık 12 saatlik bir uçuşla ulaşabileceğiniz bir destinasyon. İlk etapta sizi sıcak esintisi, sokak aralarında gülümseyen insanları ve açık pencerelerden sokaklara taşan hareketli melodileriyle karşılıyor. Küba, batısından doğusuna hemen hemen Türkiye uzunluğunda bir ülkedir. Tamamını gezmek en az bir haftanızı alır.
Havana’ya yapacağımız bu yolculukta bize rehberlik edecek kitap, Daina Chaviano’nun “Sonsuz Aşklar Adası”. Havana’ya adım attığınızda ilk duyacağınız şarkı ise, sözleri havalimanına ismini veren Jose Marti’ye ait olan ve bir başka Küba efsanesi Compay Segundo’nun eşsiz yorumuyla seslendirilen “Guantanamera”.
Devrim ve Sanatın İzleri
Nazım Hikmet’i yakından tanıyan Küba halkı, Che Guevara sayesinde şiire büyük ilgi duyar. Che, hapse düştüğünde “Şimdi Nazım’ı daha iyi anlıyorum!” diyerek Nazım Hikmet’e olan sevgisini ifade etmiştir. Havana’da gezilecek yerler arasında birbirine benzeyen sokaklar sizi korkutmasın. Havana’nın suç oranı, çoğu büyük şehrin bir cumartesi akşamına eşdeğerdir. Her köşede karşınıza çıkacak duvar boyamaları oldukça ilginçtir. Fotoğraf çekmek isterseniz ve yerel halk da kadraja girecekse, mutlaka izin isteyiniz. “Permiso” dediğinizde kimse sizi kırmayacaktır.
Havana’nın Görkemli Yapıları

Havana’da gezilecek yerler arasında en dikkat çeken yapılardan biri olan El Capitolio, Beyaz Saray’a benzetilse de aslında Fransa’daki Pantheon’dan esinlenerek yapılmıştır. 1927 yılında inşa edilen bu bina, Havana’nın sembol yapılarından biridir. Hemen önündeki alan ise klasik araba tutkunları için mükemmel bir meydandır. Tavsiyem, araba turunu dönüş yolunda yapmanız ve otele bu şekilde dönmenizdir.
Devrim Müzesi ve Granma Yatı
Devrim Müzesi’nin hemen arkasında cam bir alan içinde saklanan ve devrimin sembolü olan “Granma” yatı, Küba’ya devrimin öncü isimlerini taşıyan bir yat olarak önemli bir yere sahiptir. Yine burada göreceğiniz tank ve kahve minibüsünün hikayesi de oldukça ilginçtir. Kahve minibüsü ile ilgili olarak, şoför mahallinde 1 tane bile mermi deliği olmaması dikkat çekicidir.
Plaza Villa ve Aziz Francesco Bazilikası

Plaza Villa’ya gidip soluklanmak ve bir şeyler içmek için durduğumuzda, yol üstündeki Aziz Francesco Bazilikası’na da göz atmanızı öneririm. Rönesans ve Barok döneme ait heykeller ve semboller hakkında bilgi sahibi olmakta fayda var. Çünkü her heykelin duruşu, işareti ve yönü bir anlam taşır. Sokak aralarında mutluluğu ve nezaketi bulmak, Havana’nın modern dünyadan ne kadar uzak, ancak bir o kadar da yakın olduğunu gösterir.
Havana Sokaklarında Kaybolmak
Turumuzun bu noktasında, Havana’nın sokaklarında kaybolmanızı tavsiye ediyorum. Sanatçıların köşe başlarında sergilediği eserler, kaldırımlarda oynayan çocukların mutluluğu, rutubetli evlerin kapılarında gülümseyen yaşlıların neşesi, hayata bakış açınızı değiştirecektir. Dönüş yolunda Devrim Meydanı’na uğrayarak o ikonik pozlardan birini vermeyi unutmayın. Akşam ise Küba Sanat Fabrikası’na gidip, önceden petrol fabrikası olan bu yerin dönüşümünü görebilir ve sanatın değerini bir kez daha anlayabilirsiniz.
Havana’nın Tarihi ve Sanatı

Havana, plajları, tarihi ve kültürüyle günümüz dünyasından çok uzak, ancak çok da yakın bir şehir. Bu şehirde bir Havana uçak biletiyle 1960’lara dönmek mümkün. Ayrıca sokaklarında gezdiğimiz Eski Havana, Yeni Havana’ya göre daha fazla turist çeker. Yeni Havana, modern binaları ve daha varlıklı insanlarıyla pek ilgi çekmez. Sierra Maestra Dağları’ndan Havana’ya, Santa Lucia’dan Guantanamera’ya, Küba evrenin her yerinden bir ton koyu renkte görünür. Her kuşak da bir öncekinden farklıdır.
Küba ve Sanata Dair
Küba, sanatsever bir ülke olmasına rağmen, sanatçıları farklı yerlerde yaşamlarını sürdürmek zorunda kalıyor. Zengin edebiyatlarına rağmen, dilimize çevrilen eser sayısı yetersizdir. Havana, birçok yazar ve sanatçıya ev sahipliği yapmıştır. Ernest Hemingway, “Yaşlı Adam ve Deniz” kitabı ile 1953’te Pulitzer, 1954’te Nobel Edebiyat ödülünü kazanmıştır. Havana’da sanatın her dalı ayrı bir öneme sahiptir. Dünyanın en iyi balerinlerine verilen “Prima ballerina assoluta” unvanı, Kübalı Alicia Alonso’ya da verilmiştir. Kübalılar, kendisinin adını bir cilt kremi markasına vererek onu yüceltmişlerdir. Sonuçta o, bir estetik ve güzellik simgesidir.
Daha fazla seyahat ve keşif içeriği için Keşfetmen Gerek‘i ziyaret etmeyi ve Instagram’da bizi takip etmeyi unutmayın! @kesfetmengerek


Yorum bırakın